//klog

Negri, Tronti, Davis ve niceleri ölüyor; yeniler de doğmak için mücadele ediyor. *

* Bu başlık sosyal medyada benzer şekillerde kullanılan kalıplardan kopyalanmıştır. Herkes için Gramsci’ye referans olsa da ben bugün için aşağıdaki uzun alıntıya daha çok uyduğunu düşünüyorum.

“Herkes interregnum konusunda Gramsci’den alıntı yapıyor, ancak bu yeni bir şeyin doğacağını ya da doğabileceğini varsayıyor. Ben bundan şüpheliyim. Bence bunun yerine egemen sınıfın beyin tümörünü teşhis etmeliyiz: Ortak çıkarların tanımlanması ve büyük ölçekli stratejilerin formüle edilmesi için bir temel olarak küresel değişimin tutarlı bir şekilde anlaşılmasında giderek artan bir yetersizlik.

Bu kısmen, süper zenginlerin yaşamları boyunca yeryüzündeki tüm iyi şeyleri tüketmelerine izin vermek için tüm hesaplamaları kısa vadeli alt çizgiler temelinde yapan patolojik şimdiki zamancılığın zaferidir. (Michel Aglietta yakın tarihli ‘Capitalisme: Le temps Des Ruptures’ adlı kitabında yeni kurban kuşak ayrımının eşi benzeri görülmemiş karakterini vurgulamaktadır). Açgözlülük o kadar radikalleşmiştir ki artık siyasi düşünürlere ve organik entelektüellere değil, sadece Fox News ve bant genişliğine ihtiyaç duymaktadır. En kötü senaryoda, Elon Musk basitçe milyarderlerin gezegen dışına göçüne öncülük edecektir.

Yöneticilerimizin kör olması da söz konusu olabilir çünkü burjuva ya da proleter devrimin nüfuz edici görüşünden yoksundurlar. Devrimci bir çağ kendisini geçmişin kostümleriyle giydirebilir (Marx’ın On Sekiz Brumaire’de ifade ettiği gibi), ancak kendisini yeni teknoloji ve ekonomi güçlerinden kaynaklanan toplumsal yeniden örgütlenme olanaklarını tanıyarak tanımlar. Dışsal devrimci bilincin ve ayaklanma tehdidinin yokluğunda, eski düzenler kendi (karşı) vizyonerlerini üretmezler.”

Mike Davis, Thanatos Triumphant, New Left Review


Anthony Negri’nin ölümünün ertesinde sosyal medya; farklı seviyelerde üzüntü, küçük görme, siyasi rekabet gibi hislerin ortaya dökülmesine sebep oldu. ‘İmparatorluk’ kitabının emperyalizm eleştirisinin harikalığından başlayıp Negri’nin bu emperyalizmin başat savunucusu olduğuna uzanan geniş bir duygu dalgası ortalığı kapladı ve aynı hızla geri çekildi. Negri’nin ölümünün belki de en dikkat çekici noktasını yakın zamanda ölen G. M. Tamás’ın ardından Jacobin’de çıkan yazının alt başlığı açıklıyor: “Tamas Macaristan’ın son Marksisti değildi!” Muhtemelen kimse bunun böyle olduğunu düşünmüyor ama esas ortaya konmaya çalışılan nokta benzer, sistemin karşısında onu toplumsal yeniden örgütlenmeye zorlayacak bir gücün varlığını kanıtlama telaşı… Bir dönemin sonuna geliniyor ve yeni döneme yelken açılırken herkesin öyle ya da böyle bir pusulaya, Kuzey Yıldızı’na veya en azından geminin var olduğuna dair bir kanıta ihtiyacı var. Yeninin doğması bekleniyor, her şey de bunun sancılarına bağlanıyor. Fakat yukarıda alıntılanan yazıda Mike Davis durumun böyle olmama ihtimalini net bir şekilde gösteriyor. Ne aradığımız kanıtlar mevcut ne de geminin bir yöne doğru ilerlediğine dair elimizde bir şeyler var. İnsanlık bir tarafta sayısız direniş ve başkaldırı hikayesiyle çalkalanırken diğer tarafta yeni tür feodalizm tartışmaları, eşitsizliği tavan yapması ve her yerde arşa çıkan milliyetçi dalgalar dikkat çekiyor.

Negri belki bu dalgalı sularda bize kılavuz olmayacaktır ama yakın zamanda Mario Tronti’yi şimdi de Negri’yi kaybeden İtalyan otonomi mirasının yaratıcılığı, sınıfla olan bağı ve en önemlisi siyasete olan güçlü etkisi günümüzdeki bu tıkanmışlığa karşı ne yapmamız gerektiğinin eski ama hâlâ geçerli bir provası olabilir. Negri’yi de başka şekillerde değil bu deneyimin hataları ve başarılarıyla anmış olalım.

* Negri’nin peşinden sosyal medyada rastladığımız metinleri aşağıya topladık:

Paylaş