İÇİNDEKİLER // KLOG

Bakımı kamulaştırmak:

AİLENİN ILGASI

Sophie Lewis, 2022 yılında Verso Books’dan yayınlanan Abolish the Family adlı kitabında, feminist ve Marksist kuramlardan yararlanarak geleneksel aile yapısını sorunsallaştırıyor ve bu yapının baskıcı doğası sebebiyle tarihe gömülmesi gerektiğini savunuyor. Lewis’in söyleminin temelinde ailenin kapitalist dinamikler içinde yer almasının bir eleştirisi yatıyor; burada ağırlıklı olarak kadınlar tarafından yerine getirilen ücretsiz ev içi emek, toplumdaki cinsiyet eşitsizliklerini ve ekonomik sömürüyü devam ettiren ana unsur olarak belirginleşiyor.

Sophie Lewis

Geleneksel aile yapılarının patriyarkal normları nasıl uyguladığını, kadınları bakıcı ve ev kadını rollerine nasıl indirgediğini, böylece özerkliklerini nasıl kısıtladığını ve kişisel tatmin fırsatlarını nasıl engellediğini de vurgulayan Lewis ailenin bu katı toplumsal cinsiyet rollerini destekleyerek eşitsizliğin sürdürülmesi için bir araç görevi gördüğünün altını çiziyor.

Lewis’in eleştirisinin merkezinde aynı zamanda geleneksel aile paradigmasının içerdiği heteronormativite de yer alıyor, zira aile kavramı heteroseksüel ilişkilere ve biyolojik bağlara öncelik vererek LGBTQ+ bireyleri ve çekirdek olmayan aileleri marjinalleştirip dışlamayı sürdürerek toplumsal normları pekiştiriyor. Lewis bu tip bir aile anlayışını aşıp yerine gönüllü bakım ve dayanışmaya dayalı çeşitli ilişkileri kapsayacak şekilde genişleten ve böylece biyolojik akrabalığın dar sınırlarına meydan okuyan yeni bir “aile” koymayı öneriyor.

Dahası Lewis, üreme adaleti ilkelerine dayanan kolektif bakım ve ebeveynlik biçimleri lehine de ailenin ortadan kaldırılmasının makul olduğunu iddia ediyor. Bakım sorumluluklarını ailenin özel alanından daha geniş bir topluluğa yeniden dağıtarak, toplum tüm üyelerinin refahını sağlayabileceğini öne sürüyor. Bu görüş de haliyle bireyleri üreme tercihleri ve bakım verme ihtiyaçları konusunda desteklemek için toplum temelli bakım ağlarının ve sosyal altyapının geliştirilmesini gerektiriyor.

Lewis’in ailenin ılgasına yönelik argümanı özünde toplumsal dönüşüm için tutkulu bir çağrı. Geleneksel aile paradigmasını yıkarak ve kolektif bakım ve akrabalık biçimlerini kucaklayarak Lewis, bireylerin farklı ilişkiler kurma ve üreme tercihlerini özerk bir şekilde sürdürme yetkisine sahip olduğu daha eşitlikçi ve kapsayıcı bir toplum tahayyül ediyor.

Lewis’in kıvrak bir kalemle kotardığı kitabı gönüllü birlikteliği, karşılıklı desteği ve seçilmiş akrabalık ilkelerine dayalı alternatif sosyal örgütlenme modellerini savunduğu için toplumdaki belirli grupları tarihsel olarak marjinalleştiren ataerkil ve heteronormatif güç yapılarını ortadan kaldırmanın bir yolu olarak görülebilir. Geleneksel aile birimlerinin ötesindeki sosyal bağların yeniden tasarlanmasıyla bireyler daha anlamlı ilişkiler kurabilir kişisel yaşamlarında daha fazla özerklik, kendini ifade etme ve tatmin elde edebilirler.

Ancak bütün bunlar elbette hali hazırda yaşadığımız ekonomik modelin ailenin ve ailenin merkezindeki kadının sömürüsüne dayandığı ırkçı kapitalist sistemde mümkün görünmüyor. Zira ailenin ılgası önerisine gelen en büyük eleştirilerden biri, ulus devletlerde yaşayan beyaz-olmayan, göçmen ve “azınlık” görülen etnik kimliklerden topluluklar için aile kavramının avantajlı olanlara göre başka bir işlev gördüğü düşüncesi. Örneğin ABD’de yaşayan Siyahlar için aile kurmak, aile kurmalarına izin verilmeyen kölelik dönemlerinden ırkçı yasaların yürürlükte olduğu zamanlara ve sistemik ırkçılığın devam ettiği günümüzde de aynı ülkede yaşayan beyazlardan çok daha farklı bir anlam taşıyor. Keza Avrupa kentlerine göçmek zorunda kalan Küresel Güney’den insanlar için de aile her zaman korkutucu bir zindan olmak zorunda değil; tam tersi varlıklarına tahammül edemeyen yeni toplum içinde sığınak, duygusal destek, bakım ve nesiller arası devamlılık kaynağı olarak görülebiliyor. Bu insanlar için ailenin ılgası bu hayati işlevleri sekteye uğratabilme ve özellikle çocuklar, yaşlılar ve engelli bireyler gibi savunmasız olan kişiler için sosyal istikrarsızlık yaratma potansiyeli taşıyabilir.

Ailenin ılgası, kökleşmiş normlara ve kurumlara meydan okuyarak sosyal ilişkilerin ve yapıların radikal bir şekilde yeniden tasarlanmasını gerektiriyor; bunun mümkün olması da yeni, ırkçı ve sınıf temelli olmayan, eşit ve şefkatli bir toplum tahayyülünü.